Makale

Makalelere Dön

TEKNOLOJİ

TEKNOLOJİ ÇOCUKLARIN SOSYALLEŞMESİNİ NASIL ENGELLEMEKTEDİR

Daha gerçekleşmesine bir hafta olan bir buluşma için çok önceden gerilim yaşamak, marketteki kasiyerle konuşma sırası gelmeden önce daha sırada beklerken elleri titremek, yolda bir tanıdığa rastlamaktan endişe etmek… Sosyal anksiyete bozukluğu olan insanlar için bu tür basit sosyal etkileşimler bile çok zorlayıcı olabiliyor. Sosyal anksiyetenin belirtileri genellikle ergenlik dönemi civarında ortaya çıkıyor. Yani insanların sosyal etkileşime ve akran grupları içindeki konumlarına çok daha fazla anlam yüklemeye başladıkları dönemde. Ancak bazı bilim insanları, daha fazla teknoloji erişiminin ergenler arasında sosyal anksiyeteyi artıracağından korkuyor. Özellikle de akıllı telefonların, tabletlerin ve bilgisayarların sınıfın içinde ve dışında, her zaman ve her yerde olmasından dolayı. Ve her ne kadar öğretmenler bu cihazları giderek daha fazla oranda öğrenme aracı olarak kullanmaya başlasa da, onlar da sosyal anksiyete dalgasının yayılmasında bir rol oynuyorlar.
“Eğer 7/24 teknolojiye yapışık bir şekilde yaşıyorsak, bunun mutlaka sosyal beceriler üzerinde bir etkisi olacaktır. Bu çok doğal” diyor Kaliforniya Üniversitesi gazetecilik profesörü Tamyra Pierce. Teknoloji ve sosyal davranış arasındaki net ve açık bağlantı, bu aletleri destekleyen öğretmenlerin öğrencilerinin sosyal becerilerini asla göz ardı etmemesi gerektiğini gösteriyor.
Amerikan Anksiyete ve Depresyon Derneği’nin verilerine göre tahmini olarak 15 milyon Amerikalı, sosyal anksiyete bozukluğundan muzdarip ve belirtiler genellikle 13 yaş civarında ortaya çıkıyor. Utangaç olmanın ötesinde bir şey olan sosyal anksiyete, insanların, çevresindekilerin yargılarından ve kendilerini incelemelerinden korkmalarına sebep oluyor. Sosyal anksiyetesi olan insanlarda genellikle depresyon gibi eş zamanlı bozukluklar da görülüyor. Sosyal anksiyete, kişinin hayatını, akademik performanstan özsaygıya kadar hemen her bakımdan etkiliyor. Çok şiddetli vakalarda ise sosyal anksiyete kişiyi aşırı güçsüzleştirerek, her türlü sosyal karşılaşmadan kaçmak amacıyla halka açık yerlerden uzaklaştırıp yatağa kadar düşmesine sebep olabiliyor. Ancak Washington Üniversitesi psikoloji profesörlerindenThomas Rodebaugh‘a göre hemen herkes az da olsa sosyal anksiyeteden muzdarip. “Aslında hiç sosyal anksiyete yaşamayan biri hakkında daha fazla endişelenmeliyiz” diyor Rodebaugh.
Sosyal anksiyete kişiden kişiye değişiyor. Dolayısıyla teknoloji ve sosyal anksiyete arasındaki ilişkinin bulanık olduğunu ve duruma göre çeşitlilik gösterdiğini söylemek yanlış olmaz. Örneğin sosyal anksiyete yaşayan bazı insanlar için teknoloji sosyal etkileşimi artırabilir. 2012 yılında yapılan bir çalışmaya göre özgüveni düşük olan ve akranlarıyla kendileri hakkında yüz yüze konuşmaya isteksiz olan kişiler, Facebook’tan kişisel bilgi paylaşma konusunda daha rahat hissedebiliyorlar. 2006 yılında yapılan başka birçalışmaya göre ise sosyal medya bazı insanların “topluluk ve bağlılık” duygularını güçlendirebiliyor. Pierce, karşı cinsle konuşma endişelerine rağmen duygularını teknoloji yoluyla ifade edebilen ergenleri hatırlatıyor. “Online olarak her şeyin iyi gittiğini hissettiklerinde, yüz yüze konuşmaya daha kolay devam edebiliyorlar” diyor Pierce. “Bu durumda anksiyete, teknoloji kullanımıyla azalıyor. Ancak bu bir ‘istisnalar kaideyi bozmaz’ durumudur.”
Ona göre bu durum bir istisna, çünkü Pierce, öğretmenlik hayatı boyunca sürekli internete bağlı yaşayan öğrencileri arasında sosyal anksiyete konusunda bir artışa şahitlik ettiğini söylüyor. “Bugün genç insanlar gözlerinizin içine bakamıyorlar, sizinle özel olarak konuşma konusunda endişe duyuyorlar.”
Bu gözlemlerin ardından Pierce, teknoloji ve sosyal anksiyete arasındaki bağı ölçmek için 2009 yılında birçalışmaya imza atmaya karar veriyor. Pierce bu çalışmada ergenlere, anlık mesajlaşma gibi “sosyal olarak interaktif olan teknolojileri” ne sıklıkta kullandıklarını sordu. Ardından insanlara yüz yüze konuşma konusunda kendilerini ne kadar rahat hissettiklerini değerlendirdi. Çalışmanın sonunda şöyle bir sonuca ulaştı: Öğrenciler online iletişim yöntemlerini ne kadar fazla kullanırlarsa, yüz yüze iletişimde o kadar fazla sosyal anksiyete belirtisi gösteriyorlardı. Ayrıca ergen kız öğrenciler, erkek akranlarına göre daha fazla anksiyete yaşıyorlardı.
Bu sonuçlar Pierce’ı bir “tavuk-yumurta” problemiyle baş başa bırakmıştı: “Acaba biriyle yüz yüze konuşma konusunda daha yüksek anksiyete duygusunu yaratan şey teknoloji kullanımı mıydı yoksa daha fazla sosyal medya kullanımına iten şey sosyal anksiyete miydi?” Öyle ya da böyle, Pierce yine de ergenlerin sosyal medyayı birebir ilişki kurmanın yerine koydukları bir “destek” olarak kullandıklarını iddia ediyor. “Bence bu konuda çok daha fazla araştırma yapılması gerekiyor. Ancak ben cep telefonlarının aşırı kullanımı nedeniyle ergenlerin yüz yüze konuşmayı tercih etmediklerini gözlemliyorum. Bu onların sosyal becerilerinin gelişimine engel oluyor.”
Psikolog Rodebaugh ise ergenler arasında görülen sosyal anksiyete hakkında teknolojiyi suçlama konusuna şüpheci yaklaşıyor. “Öğrencilerimin yaptığı bazı araştırmalardan gördüğüm şey şu: Eğer gelecekte bir gün görmeyi beklediğiniz insanlarla etkileşime geçmek için Facebook’a giren biriyseniz, onlarla gerçek hayatta da bir gün etkileşime geçiyorsunuz” diyor Rodebaugh. “Teknolojiyi bu şekilde kullanmanın negatif bir etkisi olduğuna dair hiçbir kanıt yok” diye ekliyor. Ancak yine de Rodebaugh’a göre ergenlik bir insanın sosyal gelişimindeki en önemli dönemlerden birisi ve bu yüzden sosyal anksiyete ve teknoloji arasındaki ilişkiyi araştırmayı planlayan araştırmacıların mutlaka incelemesi gereken bir dönem.
Pierce’ın araştırmasını tamamladığı yıldan bu yana dijital iletişim çok daha yaygınlaştı. 2011 ve 2013 yılları arasında akıllı telefonu olan ergenlerin oranı yüzde 23′ten 37′e yükseldi. 2012′de ergenlerin yüzde 81′isosyal medyanın bir çeşidini kullandı.
Hem Pierce hem de Rodebaugh, sınıflarında daha fazla laptop ve akıllı telefon gördüklerini ekliyor. Mesaj ve Facebook bildirisi sesleri, öğrencilerin dikkatini dağıtıp onları yüz yüze etkileşimden kopararak dijital iletişimin sanal dünyasına sokuyor. 2013 yılında yapılan bir çalışma, ortalama bir insanın cep telefonunu günde 100 kereden fazla açtığını söylüyor. “Bir telefona bakmak birinin gözünün içine bakmaktan çok daha kolay” diyor bir blogger anne.
Teknoloji, ergenler arasındaki sosyalleşmede giderek daha fazla oranda birincil araç olarak kullanılıyor. Ancak bunun sosyal anksiyete yaşayan insanların sayısı üzerinde bir etkisi olup olmadığı henüz net değil. Bu yüzden Pierce yakın bir zamanda çalışmasının yeni bir versiyonunu hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Her şeye rağmen, teknoloji ve sosyal anksiyete arasındaki bağlantı netleşse de teknolojiyi sınıflarda tamamen yasaklamak pek de mümkün görünmüyor. Ancak Pierce’a göre yasaklamak zaten bir çözüm değil: “Sorun teknolojiyi kullanmak ya da kullanmamak değil, esas sorun nasıl kullanıldığı. Sosyal becerilerden de teknolojiden de vazgeçemeyiz. İkisi de hayatımızda olmalı. Bu dengeye geri dönmeliyiz.”
Makalelere Dön